Mayıs, 2008 için Arşiv

Geride bıraktığımız yüzyılın  en belirgin özelliği bu yüzyılın içinde doğan ve ömrünü tamamlayan, kısa ömrüne inat büyük bir güç olarak iki kutuplu dünyanın bir kutbu haline gelmiş bir devletin varlığıdır. Bu devlet, Avrupa kaynaklı “proletaryanın iktidarı ele geçirmesi” düşüncesinin Avrupa dışındaki başarısı(1) niteliğindeki Sovyetler Birliği’dir. 1917 Ekim Devrimi ile iktidarı ele geçiren ve beş yıl sonra da bu devleti kuran Bolşeviklerin önderleri arasında Lenin, Stalin, Trotsky ve Bukharin’in yanında bir isim daha yer almaktadır ki Çarlık Rusyası’ndaki Müslüman/Türk halkların Bolşeviklerle işbirliği yapmasında önemli rol oynamış fakat Stalin’le gelen tasfiyelerden de kendini kurtaramamıştır. Bu isim Mirsaid (ya da Mirseyit) Sultan Galiyev’dir.

Bolşevik Devrimi’nden günümüze devrimin önderleri hakkında inceleme ve tartışmalar ne kadar eski ve çok ise de Galiyev hakkındakiler özellikle 1990’lardan itibaren Türkiye ve dünyada çeşitli boyutlarıyla gelişme göstermiştir. Bu çalışmadaki amaç ise günümüzde Kuzey/Güney eksenli süren sömürgecilik tartışmasına Galiyev’in görüşleri ve bu tartışmada Türkiye’ye atfettiği önem doğrultusunda bir seçenek sunmaktır. İlk olarak Sultan Galiyev’in yaşam öyküsünden kısaca bahsetmek yararlı olacaktır.

Mirsaid -Haydar Galiyeviç- Sultan Galiyev 13 Temmuz 1892 tarihinde bugünkü Başkırdistan özerk bölgesinin başkenti olan Ufa şehri yakınında bir köyde doğmuş, 1907’de Kazan’daki öğretmen okulunda eğitim aldıktan sonra görev yapmak üzere tekrar Ufa’ya dönmüştür(2). Temmuz 1917’de “Bolşevik Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi”ne katılması o zamana kadar İslam dünyasında yaşamış insanlar için az rastlanır bir olaydır. Bu parti ile ilişkisi 4 Mayıs 1923’e kadar süren Galiyev’in ihraç kararını parti denetim kurulu komiseri şöyle okumuştur: “Sultan Galiyev bütün ulusal bölgeleri birleştirerek savaşmaya kalktı. Bundan dolayı Partiye ve Sovyetlere karşı bir kişi olarak elbette partiden ihraç edilmelidir.”(3)

Başta Lenin olmak üzere kendisine rakip olarak gördüğü devrimin diğer üst düzey yöneticilerini birer birer tasfiye eden Stalin’in elinden Galiyev de kurtulamamış ve 1920’lerde birkaç kez tutuklansa da serbest bırakılmıştır. Nihayet 8 Aralık 1939’da SSCB’nin Yüksek Mahkemesi Askeri Kurulu’nun verdiği kararla kurşunlanarak idam edilmesi ve kişisel mallarının müşaderesi kararı verilmiş ve 28 Ocak 1940’da hapishanede öldürülmüştür.

Ülkesinde (Tataristan) hala çok sevilen Galiyev’in 1982’de doğumunun 100. yılı kutlanmış ve Sovyet Yüksek Mahkemesi 30 Nisan 1990’da aldığı kararda üzerine atılı suçların zamanın gizli servisinin düzmece belgeleri olduğu için beraatine karar vermiştir. Komünist Parti de onurunu iade etmiş, adı Kazan’da bir meydana verilmiştir.

Sultan Galiyev’in fikirleri, en temel metin olarak “Görüşlerim”de toplanmıştır. İlk kez 1929 yılında yayınlanan Görüşlerim, KGB Arşivi’nin 4. numaralı sandığında, 2 numaralı cildin 1 numaralı listesinde ortaya çıkmış ve Tataristan’da 1995 yılında ikinci kez basılmıştır. Bu eser, Halit Kakınç’ın Rusya arşivlerini araştırması ve Türkçeleştirmesi sonucu Türkiye’de de okuyucularla buluşmuştur(4).

Sultan Galiyev Görüşlerim isimli çalışmasını “Asya ve Avrupa Türk halklarının sosyo-politik, ekonomik ve kültürel gelişmelerinin esaslarına ilişkin bazı görüşler sunmak” amacıyla kaleme almıştır. İlk olarak görüşlerinin metodolojisine değinerek “bizim diyalektik, daha doğrusu enerjetik materyalizm mektebine mensubiyetimiz; bu mektebin Batı Avrupalı temsilcilerini (Marksist veya komünist denilenleri) körü körüne taklit etmemiz ve onların bu mektebin ürünü bildikleri veya öyle takdim ettikleri her şeyi körü körüne kopya etmemiz anlamına gelmez” demiş ve bu gibi pek çok konuda da Batılı ve bu arada Bolşevik komünistlerden ayrılmıştır. Galiyev “Doğu”nun içinden “Doğu” tanımı yaparak, Doğu’da devrime giden yolu bulmaya çabalamış, bunun için öneriler sunmuştur. Devrimin önderlerinden ayrıldığı noktalardan biri de budur. Çünkü Lenin Batı’dan gelecek proleter devrime bel bağlarken, iktidarı ele geçiren Stalin artık hiçbir yerden hiçbir beklentisi olmaksızın yeni bir devlet kurmuştur(5).

Etiketler: