Mustafa Suphi ile ilgili yazı ve belgeleri sürekli olarak yayınlayacağız. Gerçek ÅŸu ki, bu konuda hemen tüm belgeler 1997 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından basılan ve Yavuz ASLAN tarafından kaleme alınan “Türkiye Komünist Fırkası’nın KuruluÅŸu ve Mustafa Suphi adlı eserde ele alınmıştır.

Konunun eksik kalan yanı, bu partinin Galiyevci çizgisinin ortay çıkarılması, BolÅŸevikler tarafından nasıl tasfiye edildiÄŸi ve Sovyetlerin dağılmasına kadar ülkemizde ve diÄŸer ülkelerde Milli Devrimci Güçler’e karşı nasıl yıkıcı tavır alındığıdır.

Mustafa Suphi bizim için son derece önemlidir.

Çünkü bu konunun üzerindeki sis perdesi aralandıkca, ulusal güçlerin onurlu sosyalist tarihi ortaya çıkacaktır.

Rus “devrimciler” in Mustafa Suphi ve Sultan Galiyev’ i gerici, milli sapma ve maceracı gösteren, Rusya’nın Türk müslüman halklarını devrimci savaÅŸta yok sayan inkarcı yaklaşımları mahkum olacaktır.

Bu tarih ortaya çıktıkca Türk sosyalistleri şabloncu, kompleksli ve ulustan kopuk gerçekleriyle yüzleşecektir.

Ya da, Türk Ulusal hareketini inkar edenler, yok sayanlar, küçümseyenler sosyalist maskeli, kozmopolitçi düşmanca tutumlarını ortaya çıkaracaktır.

Şimdilik bunları söyleyerek ilk belgeleri yayınlamaya başlayabiliriz.

28 Ocak’1921′de Mustafa Suphi ve yoldaÅŸları Trabzon’da katledildiklerinde genel olarak manzara ÅŸuydu; 1920′de, Galiyev ve arkadaÅŸları devrimin dışarı ama DoÄŸu’ya doÄŸru, özellilede Türkiye, lran, Hindistan ve Çin’e doÄŸru yayılmasını ÅŸidetle savunuyorlardı.

Bu bölgeler aynı zamanda Afganistan ile birlikte, İngilizlerin yakın ilgi alanlarını oluşturuyordu. Buna karşılık Bolşevik önderlik Avrupa devriminden umudunu kestikçe, iktidarı içerde pekiştirmeyi tercih etti. 1920 Baku kurultayında Rus temsilcilerin, Milli Komünistlerin ileri sürdüğü tezleri uygulanamaz ve zararlı olarak eleştirmeleri, bu içe dönük yaklaşımın bir sonucuydu.

Bu aynı zamanda devrim için ikinci bir merkez anlamına geliyordu ki, Bolşevikler bunu asla kabul etmediler.

Parti önderliÄŸi 1920′den itibaren desteklerini adı geçen ülkelerin Komünist güçleri yerine Türkiye’de Kemal Atatürk’ün, Iranda Rıza Åžah’ın, Çin’de Çan KayÅŸek’in ve Afganistan’da Kral Amannullah’ın “tarafsızlık” yanlısı Burjuva Milliyetçi rejimlerine verdiler.

Aynı ay ve yıllar, adı geçen ülkelerde komünist ve sovyet devrimine sempatiyle bakan milli devrimcilerin katliam ve terk ediliÅŸ yılları oldu. Fazla deÄŸil 1923′de komüntern “tarafsız” Rıza Han’ı (Rıza Åžah) “ilerici” ve “anti emperyalist” olarak selamlayacak ve övecekti.

Devrimin bu rota deÄŸiÅŸimi, trajik olarak, o ana kadar Rus proleteryasının sadık dostları olan “ezilen uluslar” ı içteki istikrarı bozacak zararlı unsurlar; milli sapmalar haline dönüştürdü. Artık sovyetlerin geleceÄŸi, ülkenin adı Sovyetlerde ne olursa olsun ancak “Rus Devrimcilerine” emanat edilebilirdi.

Mustafa Suphi ve arkadaÅŸları bunları görerek, DoÄŸu’nun Merkezinin Ankara’ya kaydırılabileceÄŸine inanarak ve Anadoludaki bütün komünistleri birleÅŸtirmiÅŸ olarak ve Milli Mücadele Kuvvetleriyle güç birliÄŸi için geri dönmeye karar verdiler.

(Sivas kongresine ilk gözlemciyi Galiyev göndermiş ve sonuna kadar silah ve para yardımında bulunulması için tüm yetkisini kullanmıştır)

İşte tam da bu sırada, Suphilerin katliamı gerçekleÅŸti. Bu olaydan tam 2 ay sonra 16 Mart 1921 ‘de Sovyet Hükümeti Ankara ile “dostluk ve kardeÅŸlik” antlaÅŸması imzalıyor, komünist partisinin resmen yasaklandığı 1922′de bile buna ciddi hiç bir tepki göstermiyordu.

İşin trajik bir baÅŸka yanı da, 1921 Mart ayı baÅŸlarında 11. Kızıl Ordu İstihbarat askeri memuru Mihayilovski ve iki arkadaşı, Kars’ta Kazım Karabekir PaÅŸa’yı ziyaretmiÅŸ ve bu görüşmenin içeriÄŸi paÅŸa tarafından 6 Mart 1921 de harbiye-i Umumiye ReiliÄŸi’ne ÅŸu ÅŸekilde iletilmiÅŸtir;

“Mustafa Suphi ve refiklerinin avanturist (maceracı) olduklarını, Türkiye’de hiç bir ehemiyetlerinin bulunmadığını yeni anlamışlar, müteesir olmuÅŸlar.Kendi aralarında dahi butip avanturistlere aldandıkları oluyormuÅŸ.”

Şüpesiz ki bu sovyetlerin İngilizlerle ( karşılıklı çıkarlara saygı!) çerçevesinde yaptığı ticaret anlaşması ardından, Ulusal Devrimcileri tasfiye hareketinden başka bir şey değildi.

Olayı şiddetle protesto eden tek insan Sultan Galiyev olmuştu

(Bizim Yurdumuz dergisinden alıntılanmıştır)

Etiketler: , , , , ,

Bu yazı 14 Haziran 2008, 00:25 tarihinde Makaleler kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum yapın

XHTML: Etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.